TALAY BAGLARI KONUKEVi

Zehra Talay, Gurcan’in sinif arkadasi bir hanimefendi. Can isimli cok zeki,  piril piril bir oglu var. Talay Baglari Konukevi‘ni Sulubahce’de acmislar, isletiyorlar. Ogle saatlerinde onlara konuk olduk.

Ogleden sonra da Mehmet Talay bize tadim sundu ve saraphaneyi gezdirdi. Dolu dolu cok guzel bir gun gecirdik. Cavus Beyaz 2010  ve Pelazzi Cabernet Sauvignon 2009’ u cok begendik.

Fotograflari sizlerle paylasiyoruz.

Advertisements
Posted in Living in an island | 1 Comment

GALEA ADA’DA

Sevgili Dr Gurcan ve Sevgili Tayfasi, esi ve cocuklari, daha onceden planladiklari gibi, belki de 15 dakika daha once, Ada Marina’ya GALEA’yi 18.00 de bagladilar. Sabah 08.00 de baslayan Avsa’dan yolculuk, basariyla sonuclanmis oldu.

Gordugunuz gibi liman herkese acik, teknesi olan geliyor.

Fakat bu adada kalacak yeriniz yoksa buraya, ozellikle Yaz aylarinda turist olarak gelmenizi  tavsiye etmem. (Bakiniz: Bozcaada’nin Degisen Yuzu ) Eger israrla gelmek isterseniz geldiginizde kalacaginiz yeri ozenle secmeli veya daha onceden reservasyon yaptirmalisiniz. Son anda bir kalacak yer ariyorsaniz, bolca dolasmak ve ne olursa olsun buldugunuz yere razi olmak zorunda kalir cok kotu bir geceye mahkum olursunuz. Ayrica lutfen aracsiz veya  bir ufak aracla gelmeyi ve o aracinizi ada merkezi disinda otoparka birakacaginizi basta kabul ediniz. Gecmis yillarda buyuk bir yangin sonucu pek cok ev yandigi icin, merkezdeki Cumhuriyet Mahallesi tekrar design edilmis yollarin yonu bile olasi bir yangina korumakli olmasi icin  ozenle secilmistir. Bugun ise bu sokaklar malesef kocaman ozel araclar tarafindan futursuzca kapanmakda ve bir park yeri gibi kullanilmaktadir. Ayrica bu yollarda yaya oldugunuzda da, bir birinizle veya cep telefonunuzla yuksek sesle konusarak, ada sakinlerini rahatsiz etmemelisiniz. Sokaklar dar, evler ahsap aksamli oldugu icin bu son derece onemlidir. Ada’ya plastik poset getirmeyiniz, kullanmayiniz, kullandirtmayiniz, cezasi 3.000 TL dir. Bir adali gibi yasamaga ve davranmaga gayret gosteriniz. Buyuk kentli  gururunu terk ediniz. Bu gibi ufak kurallara uyanlarin sayisi arttikca bu adanin da yaz aylari guzellesecektir. Aksi takdirde kendinizi Istanbul’un duzensiz bir semtinde bunalmis bulur ve adadan nefret eder ve bir daha gelmege tovbe edersiniz.

Baglara bakan resortlarda,  veranda veya kerevet keyfi hafif poyrazda bir baskadir.


Marina’dan Sabah Fotograflari (08.08.2011) :
Galea’dan Gunun mesaji:

Sevgili Dostlar

Galea ortalama 25 knot rüzgar ve 2-2,5 metre dalga boyu poyraz havada akintininda yardimi ile ortalama 8,5 deniz mili hizla önce 80 millik Ist-Avsa etabini tamamladi. Avsa da Büyülübag Ve sahibi dostumuz Alp Törüner in misafire olduk. Baglarini ve saraphanesini gördük, tadim yaptik.

Ardindan 90, millik Avsa Bozcaada rotasini tamamlayarak Ada marinaya saglimen vardik.

AdaAdam bizi mendirekte karsiladi. Baglarini ziyaret ettik. Dogal yasamina tanik olduk. Bag kerevetinde sarabimizi yudumlayarak gunesi batirdik Ve nihayet olağan üstü misafirperverligi ile sirin evinde pisirdigi baliklari yedik. Bugün adada o bizi dolastiracak ben onu Talay, Yunatcilar ve Corvus un sahipleriyle tanistirmaya calisacagim AMA kacacak belli ki. Yine de denemeğe değer.

Sali sabahi Cesme etabi var. Cesme marina da olacagiz, dostlara duyurulur. Carsamba Istanbula donup smearlerde çok gecikiyor söylencelerini sonlandiracagim.Cuma tekrar Cesme Ve uygun olurlar ise Teksen hocamiz ve degerli eslerini tekneye davet etmeyi planliyoruz.

Resimde Galea’ nin basilmis asimetrik balonunu görmektesiniz.

Sevgiler.

Gurcan                                                                                                                                                                                                                                                                                         08.08.2011

Posted in Living in an island | Leave a comment

Home, My Sweet Home

Salimen eve donmenin keyfine diyecek yok.

Memleketim inanclari geregi cok dogru olan bir sey yapiyor,

gun dogumundan,  gun batimina kadar bir sey yemiyor;

Ne muthis!

Heyhat!  Fakat gun batiminda  top patlatip, aksirinciya tiksirincaya kadar yiyiyorlar !*

Su gunlerde bilim adamlari, yas ortalamasi 54 olan

buyuk bir calismanin sonucunu acikladilar :

“Obesite, hipertansiyon ve diabet beyin volumunu azaltiyor!”

Kisaca  az yiyen, az kalori alan, obes olamiyor, daha az seker, daha az tuz aliyor, sekerden

ve  tansiyondan da uzak kaliyor, mental fonksiyonlar sabit kalabiliyor.

Bu yayin kardiovaskuler bir grubun calismasi.

Bag bozumu, bu yil kutsal ayimiza denk geldi. Uzumleri pekmez yapmaga karar verme arifesindeyim. Zaten rokolte cok dusuk olacak. Bir salkimda hem ham, hem olmus, hem curumus uzumlere bu yil ilk rastliyorum. Bunun nedenini henuz aciklayan olmadi. Ada’da pek cok bagda durum budur. Hastalik zannederek defalarca ilacliyorlar, sanirim bu multifaktoryel, belirsiz bir ilk durum. Kisaca saraba izin yok, pekmezlik bunlar.

Artik bag bozumunda sizleri iftara bekliyorum.

Kalin saglicakla….

* : 6 Yildizli otellerde, super iftar davetlerinde, iftar açan ahali kastedilmistir.

Posted in Living in an island | Leave a comment

Bye Camotes Islands


.

Posted in Living in an island | Leave a comment

SAGLIK


Saglik her seyin basinda gelir. Sagliginiz yerindeyse, her sey yerli yerine oturur. Santiago Bay cenneti bir ogleden sonra benim icin gri tonlara donustu. Yasam keyfim birden kacti, once oturup dinlenmek sonra da uzanmak istedim. Arkasindan da ates 38 olunca telasim artti. Akliniza ilk olarak ciddi infeksiyonlar geliyor, sonra belki gunes carpmasidir diye kendinize moral vermege cabaliyorsunuz. Gunesin etkisi golgede bile bazen korkunc gercekten, ama hep kacindim ve de hic susuz kalmadim. Bu bir infeksiyon!? Ates 40 ‘a ulasmadan ve henuz aklim basimdayken akilli bir plan yapma karari icindeyim. Oncelikli olarak resmi bir muracaat yapmadan klinik seyri takip etmege karar verdim. En cekindigim oncelikli hastalik malaria daha sonra da viral ensefalit. Ikisi de kötü. Herhangi bir ilac kullanmadan ve de bol sivi alarak istirahatdeyim. Bir tarafdan okumaga calisiyorum. Turist rehberi kitaplarda da ayni oneri var. Oncelikli olarak kendi sartlarinizla idare ilk tercih. Bir kac gun once lokal bir gazetede false positif test sonuclari ile, gereksiz malaria tedavilerinin yapildigi elestiriliyordu. Anlasilan “defansif TIP” buraya da ulasmis. Zamaninda teshis ve tedavi baslamadiniz diye davalik olunur. Malaria teshis ve tedavisi zamaninda baslasa bile mortalite olabiliyor, cok direncli suslar var. O nedenle tedaviye en az 15 gun once baslanmasi gerekiyor, yani preventif tedavi alip seyahete cikilmali. 1994’de Endonezya’da, Lombok adasina da gitme plani oldugu icin, Tetradox 100 mg, 2×1, 15 gun onceden baslamistik. Fakat orada ilan edilmis bir salgin vardi, burasi icin boyle bir uyari yoktu, malaria olamazdim, nereden de bunlari aklima getiriyordum. Salgin olmasa bile sporadik vaka olunabilinirdi pekala. Peki ya ensefalit; son yillarda hic bir batili gezgin yakalanmamis, guzel… beklemede bir gece geciyor,  herhangi bir titreme nobeti yok, ates de daha fazla yukselmedi, bogaz agrisi  ortaya cikmaga basladi. 24 saat dolmadan hissiyatima siginarak bunun bir bakteriyel infeksiyon olduguna karar veriyor ve yanimda getirdigim antibiotigi basliyorum, istirahat ve siviyla durumu atlatiyorum. Bugun 15 gun gecti olayin uzerinden, sanirim yirttim. Seyahat tutkusu ugruna bir bela infeksiyonla yolun sonunda olmak hos durmuyor. Insan boyle ölmekden korkuyor. Bir motorsiklet kazasi veya minubus devrilmesi. Pek cok ornek aklima geliyor. Hic biri tercih edilir degil. Afrika’da altin madeni satin almaga gitmis 34 yasindaki genc is adaminin, yurda donuste malariadan nasil gittigi, balayina cikan genc ciftin, Guney Amerika’da bir minubus kazasinda nasil da ayri kaldiklarini vs. cok ornek var. Adam gibi bir tatil yapmaga karar verip, Norvec’e de gidilmis olabilirdi, fiyorglari hep merak etmisimdir. Kisacasi yasami guzel yapan, yasanilir kilan hep bu ölüm korkusu degil mi?, ölümün nahoslugu iyi ki var. Olumden korkmuyor olsak yasama bu kadar sarilirmiydik. Bir taraftan da haberlerde “Amy Winehouse” anlatiliyor. 27 yas klubunun 40. uyesi artik o, Kurt Cobain, Jimy Hendrix vs. ne de coklar. Olümden korkmayanlar miydi? onlar. Kurt Cobain kesin oyleydi. Yasama basladigimiz an, ölümü kabul etmisiz aslinda, hepsi bu ve herkezin sadece bir hayati var. Ne kadardan cok, nasil yasadigin onem kazaniyor, öne cikiyor.

Filipinler’de eminim gelismis pek cok saglik tesisi var. Dunyanin her yerinde oldugu gibi, parayi bastirinca daha ust duzey kliniklere ulasilabilinir, laboratuvar testlerinden yararlanilir. Halk icin saglik tesislerinin yeterliligi ve guvenilirligi ise batili kaynaklarda tartisiliyor. Batili kuruluslarin  bu ulkeye yardim adi altinda faaliyetler icinde olduguna da sahit oldum. Isin esasini yazabilecek kadar bilgi sahibi degilim ama kapaktan hos seyler yapiliyor gibi gorunuyor. Son yillarda hizli bir gelisme kayda deger. Hasta olmamak icin oncelikli olarak koruyucu TIP anlatilmali ve ogretilmeli. Bu gayret var, ogrenciler bu konularda bilinclendiriliyor.

Bakin sair ne diyor:

“Eger yeniden baslayabilseydim yasama,

Ikincisinde daha cok hata yapardim

Kusursuz olmaya calismaz, sirt ustu yatardim.

Neseli olurdum ilkinde olmadigim kadar

Cok az seyi ciddiyetle yapardim.

Temizlik sorunum olmazdi

Daha cok riske girerdim

Seyahat ederdim daha fazla

Daha cok gunes dogusu izler,

Daha cok daga tirmanir,

Daha cok nehirde yuzerdim.

Gormedigim bircok yere giderdim

Dondurma yerdim doyasiya,

Ve daha az bezelye.

Gercek sorunlarim olurdu

Hayali olanlarin yerine

Yasamin her anini gercek ve

Verimli kilan insanlardandim

Yeniden baslayabilseydim eger,

Yalniz mutlu anlarim olurdu.

Yasam budur zaten.

Anlar, sadece anlar.

Sizde ani yasayin!

Hicbir yere yaninda

Termometre, su, semsiye ve

Parasut olmadan gitmeyen insanlardandim ben

Yeniden baslayabilseydim

Ilkbaharda pabuclarimi firlatir atardim

Ve sonbahar bitene kadar

Yururdum ciplak ayaklarla

Bilinmeyen yollar kesfeder,

Gunesin tadina varir,

Cocuklarla oynardim, bir sansim olsaydi eger.

Ama iste seksen besindeyim

Ve biliyorum ölüyorum.”

Jorge Luis Borges

Posted in Living in an island | 2 Comments

Koh Samui’a Nostalji

1990’li yillarin basinda, Koh Samui – Thailand adasini yeni kesfetmistik. Ada son 5-7 yilda taninir olmus ve bizim de ilgimizi cekmisti. Defalarca gittik. Yalin bir balikci adasiydi. Her sey o kadar dogal ve kendindendi ki hayran kalmamak imkansizdi. Insanlari saf ve temiz koylulerdi. Her seyini paylasmaga can atarlardi. Denizden topladiklari dev taze oysterlari satmaga utanirlardi. Tanesi 20 baht’a (1/2 dolar) canli ve dev 1 poundluk enfes oysterlari unutmak mumkun degildir. Sabah saatlerinde balikcilarin getirdigi canli King Prawnlar, bir tanesi sarikanat buyuklugundeydi ve adeta bize ikramdilar. Yillar gectikce adanin sohreti artti. Yatirimcilar cogaldi. Bambu evlerin yerini amerikan yuzme havuzlu villalar aldi. Kisa surede nufus batili insanlarin eline gecti. Adanin yerlisi yeni ekonomik kosullara ayak uyduramayip adayi terk etti. Kalanlar ise artik balikci degil, is adami veya otel sahibiydiler. 2000 li yillari takiben baska bir ada oldu cikti. Dunyaca unlu bir ekonomi dergisi, en pahali 10 turistik ada listesinde yayinladi. Italyan gezgin yazar T. Terzani’nin son kitabinda “Atli Karincada Bir Tur Daha” Koh Samui, saglik adasi olarak gecer fakat nasil da aldatildigini, saglik adina nelerin tezgahlandigini 2004’deki anilarinda anlatir. 2006’dan sonra Koh Samui bizim icin de bitmisti. Koh Samui’da ne bulmustuk gercekten, taze balik, oyster, prawn mi? Tabii ki deniz mahsullerini yerinde ve taze olarak tuketiyor olmak buyuk bir keyifti. Fakat adada asil buldugumuz, ozgurluk ve guvendi. Ada kucuk bir toprak parcasidir, sinirlari da bellidir, yasayanlari da birbirlerini cok iyi tanirlar ve adeta buyuk bir aile gibidirler. Yabancilari da bir misafir olarak bagirlarina basabilirler. Adalilik farklidir, ada yasaminda kriminal olaylar cok azdir. Kolayca huzuru bulursunuz, kendinizle basbasa kalirsiniz, birden yapilacak isler azalir, zaman ise misliyle cogalir. Rush hour diye anilan o kosusturmacanin, bir anda bes isi birden yapmaga calisan insanlarin ve bu isler surup giderken bir birlerine fiziksel veya mental olarak zarar veren o toplumun ada disinda kaldigini animsarsiniz ve dogru mu? diye sorgularsiniz. Gunumuz artan nufusunun ve paylasima hirs ve siddetin de dahil olmasiyla gelisen surec modern ve buyuk bir sehir yasaminin esasi olmustur… Bu kalabalik boyle surdugu surece de dogrudur. Bu kalabaligi adalara gonderdiginizde de sonuc daha da vahim olacaktir  (Bakiniz: Bozcaada’nin Degisen Yuzu )

Koh Samui biter, ama yeni adalar baslar. Iste Camotes boyle bir adadir. Kendinizi hemen zaman tunelinde 20 yil oncesine isinlarsiniz adeta. Dost insanlarla karsilastikca sasirirsiniz. Size yer bulmakda yarisirlar. Rezervasyonunuz yok demezler. Pasaportlarinizi gorelim siz kimsiniz, soyle bir kenarda bekleyin, fotokopi almamiz gerekecek falan gibi burokratik isler olmadan, isler aninda hallolur. Kendinizi 150 USD lik bir suitde, 30 USD’ye yerlesmis bulursunuz. Tabii biraz da sansli olmak lazim. Bu suitin nosu veya adi yoktu. Josh Room diye geciyordu, fakat tam bir suitdi ve adeta denizin uzerine kuruluydu. Beach Front Bungalow falan degildi, bir tane ve essizdi. Bu Josh’u cok merak ettim dogrusu. Daha sonra kendisinin bir US citizen olup, Filipinli bir bayanla evlendigini ve de Cebu’ya yerlestigini ogrendim. Sagol Josh. Eminim burayi sen ozel yaptirdin. Insan kaldigi ve yattigi yerde de guven ariyor tabii ki. Phi Phi adasinda kaldigimiz derme catma bir bangolowda, duvarda trantulayi gordukten iki gun sonra Dangue Fever’ a yakalanmis olmamin altinda, kesin korkuya bagli immun sistem supresyonu da vardi. Uyuyacaginiz mekanda sizi rahatsiz eden ufak yaratiklarin olmamasi size adayi daha sevilir kilacaktir, yoksa cabucak nefret edersiniz. Bu yuzden ben Phi Phi adasini hic sevemedim.


Posted in Living in an island | 1 Comment

SABANG

Sabang’a gitmek icin, Danao feribotuna bir kez daha biniyoruz. Hava anormal sicak. Feribotda kopru ustunde henuz kimse yok. O da ne ? Dus’tan yeni cikmis bir adam ! Bu adam gemi adam, bizim kaptan. Hemen bir ANI fotografi patlatiyoruz. Kaptan bana hareketden bir sure sonra dumeni de birakiyor…

SAGOL KAPTAN …

Ne Keyif.

Danao iskelesinden indikten sonra, Sabang’a gitmek icin taxi bakiniyoruz !

YOK !

Su minibusu kacirmasak bari tarzinda atliyoruz.

CIMMM TISSS, CIMMM TISS,

Vayyyy. Digital sound??? (olmaz olsun, kafamiz utuleniyor.)

Bu ne cehalet ki gurultu, muzik adi altinda servis edilme hakkini kazaniyor.

Sevgili FAZIL’i anarak ve bu tartismaya burada girmeyerek yolumuza devam ediyoruz.

Sabang, horoz dogusleri ile unlu bir yore cikmaz mi?

Heyhat… Yetti DA !

Bugun bu kadar . . .

Posted in Living in an island | 1 Comment